22 Nisan 2023 Cumartesi

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR?

Her bayram alışverişinde sanki ilk kez kıyafet alınıyormuşçasına sevinirdim. Her bayram öncesi sadece bana kıyafet alındığını idrak etmem hayli zaman aldı. Annemin “sana kıyafet aldığımda daha mutlu oluyorum” cevabını ancak çocuğum olduğunda anlayabildim. İnsanın gönlünün hemen hemen her şeyden geçtiğini de ancak annemi kaybettiğimde anladım.

 

Zamane çocuklarına veryansın ediyoruz ya doyumsuzlar, hiçbir şeyden mutlu olmuyorlar, istedikleri olmadığı için mutsuzlar, her şeye çabucak ulaşıyorlar diye bu “haklı” serzeniş her zaman vardı belki de biz çocukken bizim için de söylenmemiş midir?  Kalın fitilli kadife pantolona, tüm şatafatını ne zaman yitireceği hiç bilinmeyen ışıklı ayakkabıya ki satılıyorsa halen eğer sevinen çocuk halen vardır eminim. Umarım mantar tabanca, çatapat mahalle ya da köy bakkallarında halen satılıyordur.

 

Geçmişe takılıp sadece güzel günlere özlem duymak değil temennim. Pişmanlıklardan, hatalardan ders çıkarıp anı dolu dolu yaşamak. Sevdiklerinle, hep beraber, her koşulda, tüm olumsuzluklara rağmen kimseyi mutsuz etmeden herkesi mutlu edebilmek asıl maharet bu. Bunu anlamak kolay ama uygulamak zor. Bu şekilde aldığın nefesin hakkını verebiliyorsan eğer her gün bayram.

 

Yılda iki kez hiç olmadığı kadar erken kalkılan bayram sabahı, tüm aile envai çeşitle yapılan kahvaltı, sayısız el öpmeler bir o kadar yenilen çikolatalar, şekerlik içerisinde kendince farklı olanı seçmeler, kolonyayı boca etmeler, toplanan harçlıkların mali işler müdürü edasıyla her seferinde sayılması ve her defasında verdiği öz güven, yaşın itibarıyla ikram edilmeyen kahve ve çayları tolere edemeyen ikram edilen tatlı ve sarmalar bir yaştan sonra aynı iştahla yaşanmıyor elbet özlem duyulması da gayet doğal ama yaşatılabilir ve birilerinin buna ihtiyacı var.

 

Burada işte o eski bayramlar. Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim. Esenlikle…


 

NOT: Şarkının en beğenilen yorumu “klibe gerek yok, gözlerini kapattığında herkesin klibi başlıyor.” dan öykünerek ilk defa bir yazıya kendimce görsel eklemiyorum müsaadenizle. Yazıyı okuduktan sonra gözünüzü kapattığınızda herkesin o güzel günleri canlanıyor. 

23 Haziran 2021 Çarşamba

Annemin Çantası

 



Annemin Çantası


Annemin çantası; ne ararsan var içinde
Biraz deri kokusu, biraz parfüm
Her annenin çantası gibi
Aynı zamanda hepsinden de farklı
Tozlanınca silerim
Kokusunu içime çekerim
Annemin çantası
1270 gündür aynı yerinde

16 Ekim 2019


26 Nisan 2017 Çarşamba

Astigmat


"Zaman ne kadar da çabuk geçiyor." klişesiyle başlayıp zaten pek de okuru olmayan tamam tamam ne yalan söyleyim hiç okuru olmayan kitlemi daha yazının başında kaybetme riskini almamam gerekirdi ama gerçekten de öyle azizim. Hatta bırak geri getirmeyi durduramıyorsun bile.Oysa zamanı geri getirmek için nelerini vermezsin ? Sahi nelerini vermezsin ? Ya da şöyle sorsam nelerini verirsin ? Sen ; son saniyede değiştirdiği şık yüzünden hayalindeki üniversiteyi kaçırmış öğrenci, sen ; tek ders yüzünden üniversiteyi uzatan potansiyel işsiz, sen; sevgilisinden ayrılmış ve bir o kadar da pişman, kaderin sillesini yemiş ergen daha fazla uzatmayayım zamanı geri getirmek için nelerinizi verirdiniz ? Ben söyleyeyim nelerinizi vermezdiniz nelerinizi. Sanırım bu algoritmayı bir tek sevdiklerinin kıymetini kaybettikten sonra anlayanlar anlayacak.İşte bu sebepten yiyebiliyorken ye, gezebiliyorken gez ve en önemlisi sevebiliyorken sev sonra pek de mümkün olmuyor zira.

Bu yazının hangi kategoriye girdiğine dair en ufak bir bilgim yok.Ve bunun bir önemi de yok.Sanırım serbest stil.Serbest bir şekilde saçmalıyorum. Bolca imla hatası yapıyor olabilirim.Noktalama işaretlerinde de büyük sıkıntım var.Noktalama işaretleri hatası belkide imla hataları içerisine giriyor ve ben bunu bile bilmiyorum. Anlatım bozukluğu yapmadığımın garantisi de yok ama en dikkat ettiğim şey anlatım bozukluğu ve anladım bozukluğu.

 Kibarca gıda sahtekarlarının zeytini siyah göstermek için ayakkabı boyasıyla boyadıklarını, ucuza kaçmak için antep fıstığı yerine kuru bezelyeyi toz haline getirip kullandıklarını,kırmızı toz biber yerine kiremit tozu kullandıklarını duyduğumda pastacıların kestaneli pastadaki kestane yerine kuru fasulyeyi haşlayıp kullandıklarını duyduğumdaki şaşırdığım gibi şaşırmadım.Gerçekten de gözümü kapatıp suda haşlanmış sade fasulye yediğinde kestane tadı veriyor.Zaten kestaneli pastayı ve kestane şekerini hiç sevmem. Seven de neresini sever hiç anlamam. Demem o ki insan bazen şaşırmayı bile özlüyor.Eskiden çok şaşırırdım.Olur olmaz şeylere de şaşırırdım. Artık şaşırmayışım şaşırma limitimi tükettiğimden  değil elbet.Çünkü böyle bir limit yok. Ne diyor Emrah SERBES ; "Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır. Yaşayanlar bir sigara yakar." İşte ben yaktığım o sigaranın ucunu görmüyorum.Görmüyorum dediysem net görmüyorum. Astigmatım ben.Bilen bilir en pis göz rahatsızlığıdır astigmat. Hiç bir b.ka benzemez.Keşke hipermetrop ya da miyop olsaydım dersin.En azından ben öyle diyorum çünkü halen hipermetropla miyopu karıştırıyorum.Görüntüyü dağıtır astigmat, bulanıklaştırır. Odaklanamazsın ne bir yazıya ne de resme. Ne uzaktaki bir yazıyı, ne tahtada yazanları ne de arabadan levhada yazanları okuma şansın vardır bazen levhadaki resimleri bile dağıttığı olur da bi kafandakileri dağıtmaz, hatıralarını, yaşadıklarını,pişmanlıklarını bulanıklaştırmaz.

Herhalde yazacaklarım şimdilik bu kadar ama söylemek istediklerim bu kadar değil.

Sağlıcakla ...


23 Temmuz 2015 Perşembe

YETER !


Hepimiz "İNSAN"ız. Kin ve nefretten , kavga ve savaştan dolayı artık hiç kimse ölmesin !

28 Mart 2015 Cumartesi

KARA Kuyu


Bu videonun üzerine daha ne söylenebilir ki ? 
Söylenebilecek tek şey ; 

"Nükleer Santral'e HAYIR ! "

2 Temmuz 2014 Çarşamba

35



Elbet 35 yolun yarısı etmez.
Yiten canlar asla geri gelmez.
İnsanlık suçunda ne ola ki aklamak.
Sadece sen değil insanlık da yandı MADIMAK !


11 Ocak 2014 Cumartesi

İnternetime Dokunma !


AKP’li vekillerin imzasıyla meclis başkanlığına sunulan yasa teklifiyle internette sansür derinleşirken, yasa teklifine karşı 18 Ocak’ta sokağa çıkma çağrısı yapılıyor

AKP’li 27 milletvekilinin imzasıyla meclis başkanlığına sunulan, internette denetim ve yaptırımların genişletilmesine ilişkin kanun teklifi, “torbalaştırılarak” alt komisyonda kabul edildi. Teklif internet sansürünü derinleştiriyor.

Teklife göre,


  • Yer sağlayıcı yurt dışındaysa bile erişim engellenebilecek. DNS değiştirerek bir siteye girilemeyecek.
  • Sansür, URL adresi tabanlı yapılabilecek: Anahtar kelimelerle “uygunsuz içerik” belirlenip sayfa kaldırılabilecek.
  • Hâkimler, 24 saat içinde sansür kararı verebilecek. “Zararlı” görülen içerik çıkarılmazsa, 500-1.000 TL arasında günlük para cezası kesilecek.
  • Hosting firmaları her kullanıcının izini sürebilecek. Her kullanıcının internetteki faaliyeti kayda alınarak bir-iki yıl saklanacak.
  • Bakana ve TİB başkanına bizzat tek kişi olarak internet sitesi erişim engelleme yetkisi verilecek.
  • Değişiklikte Erişim Sağlayıcıları Birliği öngörülüyor. Bu birliğe tüm erişim sağlayıcılar katılmak zorunda ve birliğe gönderilecek olan “erişimin engellenmesi kararı” 4 saat içinde uygulanmak zorunda.





‘İnternetime dokunma’

Sansür yasasıyla ilgili Sayfalar Ortak Platformu 18 Ocak’a eylem çağrısı yaptı. Platform, 18 Ocak 18.00′da sokağa çıkmaya, 21.00′da tencere tava çalma ve ışık söndürme eylemleri yapmaya çağırıyor.

Eylem çağrılarının kesinleştiği yerler:


İstanbul: Taksim Meydanı

İzmir: Alsancak Sevinç Pastanesi

Ankara: Kızılay

Eskişehir: Espark

Bursa: Heykel

Kocaeli: Cumhuriyet Parkı

Antakya: Armutlu

Mersin: Forum AVM

Balıkesir: Merkez TÜİK

Antalya: Cumhuriyet Meydanı

Kocaeli: Cumhuriyet Parkı

Denizli: Candoğan Parkı



31 Aralık 2013 Salı

Mutlu Yıllar




Kışın ortasında kendisinden birkaç beden büyük incecik hırkayı giyip tartısının başında belki tartılan olur diye umutla bekleyen çocuk,bir eli koltuğunun altında diğer eli titreyerek insanlara mendil uzatan küçük kız,benzinlikte arabaya tazyikli su tutup yıkayan ve insanların benzin aldığı için arabalarını ücretsiz yıkatıp senin yapmak zorunda olduğunu düşündükleri için bırak para vermeyi teşekkür bile etmeyi düşünmedikleri çocukları evde çoktan uyumuş baba,son model ya da kalbur üstü arabalarıyla ya da her neyse eğlence mekanlarına gelip bir gecede yüzlerce hatta binlerce liralık hesap ödeyen insanlara gece boyunca hizmet eden lakin evine toplu taşıma aracıyla dönen genç adam senin de yeni yılın kutlu olsun.


Not : Fotoğraf  Elif AKKUŞ'a aittir.Kullanmama izin verdiği için kendisine teşekkür ederim.




21 Kasım 2013 Perşembe

Ordan Burdan 5



Evet nerede kalmıştık ?


Yine aynı cümleleri kuracağım :) Uzun zaman oldu yazmayalı , yazamayalı.Yazmak için çok da fırsat oldu belki.Lakin yazabilmek için hasret anca birikti diyelim.


Çok şey değişti hayatımda ,çok hızlı geçti bu yaz da.Askere gittim mesela.Ne olduğumu anlamadan gittim hem de.18 gün acemilik dönemi derken biranda 38 gün oluverdi.Yemin töreninin yapılacağı o Cuma bi gelmedi.

Askerlik için anlatılacak,yazılacak çok şey var.Korkmayın hemen,zaten pek okuyucum olduğu söylenemez elde var olanları da askerlik anıları anlatıp kaçıracak değilim :)

Askerlik ne kadar kısa olursa anısı da o kadar fazla olurmuş derler :) Ama inanın benimki öyle değil.Valla değil.


Neyse şahsi konulara pek girmeyelim.(Kusura bakmayın uzun süredir yazmayan biri için girizgah olarak kabul edin yukarıdaki zırvalamaları)


Sobadan sonra kanoriferli ev de pek rahat oluyor.


Hani hep imreniyoruz ya çok zenginlere , zevk-i sefa içinde yaşayanlara , kimi yerlerinde fındık kıranlara.Hani diyoruz ya onlar için bazen "Allah bir kere yürü ya kulum demiş" diye.Allah'ın yürü ya kulum dediği için yürüyüp hatta koştuğunu düşündüğümüz insanlar parayı,rahatı,bolluğu ne kadar çekiyorsa öte yandan tüm sıkıntıları,dertleri üst üste yaşayan insanlar da var.İlkine imreneceğimize,diğer örneğe bakıp şükretmeli mi ne ?


Çocuk her yerde çocuk.Ne acı , ne keder , ne dert yaşlandırır yüzünü , ne hüzün eğer yüzünü.Çocukken her şey iyi hoş da peki ya büyüyünce ?



Anladım ki hayal kurmayla da olmuyor.Harekete geçmeyince aslında insan yerinde sayıyor.


İnanmış bir insan her şeyi başarabilir.


Geciktirmemeli hayatı,her şeyi zamanında yaşamalı.Pişman olmamalı ilerde geçmişte ertelenenler için.


Zamane parmak oyunu : 5 arkadaş bir yere oturmuş.Bu akıllı telefonu çıkarmış mesaj yazmış , bu da akıllı telefonunu çıkarmış oyun oynamaya başlamış , bu da akıllı telefonunu çıkarmış ve sosyal medyadan başka arkadaşlarıyla muhabbete dalmış , bu da akıllı telefonunu çıkarmış ve masadaki henüz içilmemiş ama soğumuş kahvelerin fotoğrafını çekip paylaşmış, bu da çıkaracak akıllı bir telefonu olmadığı için " Hani biz muhabbet edecektik ? " demiş.


Aklının olmadığı yerde bedeninin ne işi var  ?



Yalnız olmanın ne kadar zor bir şey olduğunu tek başına yorgana nevresim geçirirken anlarsın.


Terk etmek zor bir şehri.Tek başına bırakıp gitmeler zor.Hele bir de arkana bakmadan gidebilmek daha da zor.


Gönlün sığdığı yere beden de sığar.


Lafı fazla uzatmadan huzurlarınızdan ayrılsam iyi olur sanırım :) En kısa sürede tekrar buluşabilmek dileğiyle.Sağlıcakla,umutla kalın.

NOT: Son birkaç gündür fena halde takılmış durumdayım,bu yazıyı yazarken kaç defa çaldığını tahmin bile edemezsiniz.Hani olur da dinlemek istersen burada.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Ordan Burdan 4




  • Uzun zaman oldu yazmayalı,yazamayalı.Yazmak için çok da fırsat oldu belki.Lakin yazabilmek için hasret anca birikti diyelim.



  • Ne baba,ne amca,ne teyze,ne abi,ne abla,ne kardeş,ne eş dost ne de sevgili hiç biri ANNE kadar vefakar ve cefakar olmaz,olamaz.İstese de olamaz.



  • Şarkıda da dediği gibi “belki de ne bileyim ben.”



  • Zor olur gitmeler,gidip de arkada bırakmalar.Başka şehirde yaşanan hayatlar,başka şehirde yaşattığın hayatlar…



  • Geçenlerde sinemaya gidebilme fırsatım oldu - malum köy hayatı kafana estiği her anda gidemiyorsun - .Uzun hikaye filmine gittim.İyi ki de gitmişim.Uzun bir aradan sonra beni etkileyen bir filmdi.Bilmiyorum izleyeniniz var mı.Birçok sahnesinden söz edilebilir belki ama ben halen o palto sahnesinde kaldım…Palto sahnesi mi ? Uzun hikaye be arkadaş ….



  • Evde saksıdaki çiçekler hep mi solar yoksa aramızda cana kıyanlar mı var ?



  • Şafağı sadece askerler sayar bilirdim buraya gelmeden önce.



  • Yalancı bahar var.Bir de yabancı bahar.Hiç gelmiyor sana o yüzden yabancı.Gelse de tanıyamazsın artık o derece.



  • İlk günden hep sonunu düşünüyoruz ya her şeyin,hani bir de sonunu düşünen kahraman olamaz diye bir söz var.İşte bu sebepten kahraman olamıyoruz biz.Sıradan insanlarız yani.



  • Yalnız uçan her kuşu asaletinden mi sandın ? 



  • Yazıya başlarken de  yazıyı bitirirken de bu çalıyordu.Defalarca dinlenesi.Sağlıcakla…


30 Eylül 2012 Pazar

Ordan Burdan 3



        Bir neslin eğitim öğretim hayatı bu silgiyi koklamakla geçmiştir.Nasıl da kokardı mübarek.Kokusundan ötürü tadına bakmışlığımız bile vardır :) Şimdilerde ne bu silgi satılıyor ne de arılar eskisi gibi doğal bal yapıyor...


        Günümüzde pek rastlayamadığımız masumiyet yoksa çorak toprakların çocuklarında mı gizli ?


        + Amca şu gofretler kaç para ?
        - 75 kuruş .
        + 50 kuruşa olmaz mı ?
        -  Paran mı yok ?
        +  ............... (Sessizlik)
        - İyi ver hadi parayı olur.
        50 kuruşunu yolda bakkala gelirken düşmesin diye avcunun içinde sımsıkı tutan çocuk sen yeter ki iste elbet olur.


        Fakırın bir sigarası vardı,birde Bozkır'ın bağrı yanık,gönlü zengin,yüreği geniş tezenesi.Sigara söndü,Bozkır şimdi daha naçar.


        Bisikletine teptiler diye ağlamayıp kendinden büyüklerle dövüşmeye kalkışan yanlız abisi olmadığı için dayak yiyen çocuk ; ne yazık ki büyüdüğünde de dayın olmadığı için daha çooooook bisikletine tepecekler...


       Nasıl başlarsan öyle gider diyorlar ya.Öyle olmuyor işte.Ne okula ilk başlayan öğrenci ilk günkü gibi özenli,titiz,dikkatli,çalışkan ve sessiz oluyor ne de mutlu ve umutlu başladığın gün öyle bitiyor.


       Dost dost diye Nietzschesine sarıldım benim sadık yarım kara topraktır.


       Sayılı gün çabuk biter diyorlar birde.Halbuki saydığın gün çabuk bitmiş oluyor.


       Özlem sadece 5 harften ibaret olsa keşke ...


      Hayatta "keşke" si olmayan insan ya hiç hata yapmıyor -ki bu imkansız- , ya çok umursamaz ve hayatı Carpe Diem tadında yaşıyor, ya da hata yapıyor da pişman olmuyor.Acaba hangisi senin benim gibi normal bir insan ?


      Özüne güvendiğin insanın sözüne de güveniyorsun şüphesiz.


      Eğer olur da bir yerde kiralık kanoriferli ev ilanı görürsen bil ki o ev binbir zorlukla alınmıştır.


      Sıcak ev,sıcak çorba neyse de sıcak insan,sıcak sohbet aranır oldu artık.


     Son olarak demem o ki; cahildim dünyanın rengine kandım ...

   
   
     


     

17 Mayıs 2012 Perşembe

Herkesin Tuttuğu Kendine !


Üç kişinin kaldığı bir evde yaşayan er kişisi sabah işe gitmek için erkenden kalktı.Tuvalete gidip elini yüzünü yıkadı önce.Ardından gün boyu dışarda olacağı için tuvalette uzun süre kaldı diğer iki ev arkadaşının da tuvaleti kullanacağını düşünmeyerek.O kadar uzun süre kalmıştı ki tuvalette diğer iki kişi maalesef tuvaleti kullanamamıştı.Haklıydı tabi erkenden kalkıp tuvaleti kapatan er kişi.Erken kalkan yol alırdı.Tuvaletten çıkar çıkma üstünü giyinip yola koyuldu.Durağa kadar yürüyüp kalabalığı yararcasına sıraya geçti Otobüsteki nadir boş koltuklardan birini gözüne kestirip hemen oturdu.Otobüs durakları bir bir geçerken içeride metrekare başına düşen insan sayısı da sürekli artıyordu.Sabahın erken saatleri olmasına rağmen otobüsteki yaş ortalaması da artıyordu tabiki.Er kişinin içindeki ses " Şurada ayakta duran yaşlı teyzeye yer versem mi acaba ? " dedi şuursuzca.Ama çok geçmeden er kişinin içindeki şer kişi yanıtladı " Otobüste oturan benden genç o kadar insan var onlar kalkıp yer vermiyorken ben neden yer vereyim milletin kerizi ben miyim ? " Er kişi içindeki şer kişinin sesini dinledi umarsızca camdan izlemeye devam etti şehri diyarı.Sanki ayakta bekleyen yaşlı insanları görmemek için camdan öylesine bakıyor,karşı yoldan geçen arabaları sayıyordu.İçindeki vicdan muhasebesi tam olarak bitmemişti ki nihayet ineceği durağa geldi.Bu sefer de otobüsün içindeki kalabalığı yararcasına indi otobüsten.Tam çalıştığı işyerinin önüne gelmişken kapının girişinde bir kalabalık gördü.Yerde vatandaşın biri yatıyordu.Belli ki ya bayılmıştı ya da hastaydı ve kriz geçiriyordu.Yine içindeki şer kişi seslendi gaipten " Ne biliyorsun belki de Allah'ın hapçısı krize girdi " Kimileri yerde yatan şahsa müdahale etmeye çalışıyor,kimileri akşamki sosyal medya paylaşımına malzeme çıkarmak için kamera ile çekiyor kimileri de şaşkınca bakıyordu.Ama 112 acil servisi aramak kimsenin aklına gelmiyordu tabi bizim er kişinin de. Zaten nasıl olsa biri arar dedi er kişi ve aldırmadan binadan içeri girdi.

Çalışma arkadaşlarına " Günaydın " diyerek içeri girdi er kişi.Uzun bir gün masa başı iş onu bekliyordu.Masasına oturur oturmaz aynı iş yerinde çalışan hatun bir kişi çalışma arkadaşlarından birinin doğum günü için para toplamak için duyuru yaptı.Bu duyuruya göre kişi başı cüzzi bir miktar (10 tl) düşüyordu.15 kişinin çalıştığı bu iş yerinde 160 liraya mal olacak bu sürpriz için kişi başı 10 lira toplanacak lakin geriye kalan 10 lira için herkes ortaya bozukluk da atacaktı.Hemen cüzdanından 10 lirayı çıkarıp hatun kişiye veren bizim er kişi bozuk çıkarmadı ortaya.Çünkü zaten geride 14 kişi vardı ve birileri de bu parayı verirdi.

Hayatında en çok ben kelimesini kullanan,1.tekil şahıstan başka şahıs bilmeyen,bilse de pek önemsemeyen,evde,işte,sokakta kendi için istediğini başkası için de istemeyen,kendi başında olmayan lakin başkalarını mahveden dertler ve toplumsal sorunlar için zerre adım atmayan bu kişi aslında bize pek de yabancı olmasa gerek.

Bu devirde herkes kendi derdi peşinde,kendi kesesini doldurma derdinde.Yani bir nevi HERKESİN TUTTUĞU KENDİNE ...



28 Şubat 2012 Salı

Köy Öğretmenliği






1.Köye valizlerinle gelirsin kalacak yer bulamazsın.

2.Güç bela bir yere yerleşirsin hiç biz düzenin yoktur.Valizden giyinirsin.

3.İhtiyaçlarını karşılaman için ilçeye gitmen gerekir.Günde tek sefer araba vardır.Köye eli kolu dönersin.Aldığın eşyaları tek kişilik merdivenden güç bela eve taşırsın.Bu arada anca tatillerde inebilirsin ilçeye.

4.Valizden kurtulacağını düşünerek bez dolabı kurmak büyük bir mutluluk verir taaa ki kurarken yırtılana kadar.

5.Bez dolapla bu işin olmayacağını anlarsın tek kişilik bir dolap alırsın onu minibüse yüklersin,ilçeden köye gelirken dolap minibüsün üstünden düşmesin diye neredeyse hatim indirirsin.

6.Dolap ve sen köye sağa sağlim geldiğinde tek kişilik buzlu merdivenden tek kişilik dolabı çıkarmak için onlarca akrobatik hareketler ve hamallıkla dolabı taşırsın.

7.Eşyalarını dolaba yerleştirdiğindeki mutluluk paha biçilemez.

8.Köydeki nadir kaloriferli evde oturduğun için mutlusundur.Ama kalorifer randımanlı yanıyorsa...

9.Yine ilçeye indiğinde ilk işin ufo tarzı ısıtıcı almaktır.

10.Ufo tarzı ısıtıcıyı büyük mutlulukla alırsın.Eve gelip yine aynı mutlulukla kurarsın taa ki ısıtıcı üçlüyü patlatana dek.Isıtıcı evin elektriğini kaldırmaz.Ayaklı ısıtıcı baş köşede süs olarak durur.

11.Her an suyun donma tehlikesi vardır tüm musluklar açık yatarsın su sesi uyuyan insan için büyük tehlikedir :)

12.Tüm köy su donmasın diye muslukları hep açık bıraktığı için suyun çoğu zaman akmaz :)

13.Su az geldiği için şohben çalışmaz.3 liraya aldığın kovaya su 1 gün öncesinden suyu biriktirirsin.5liralık metal ısıtıcıyla tam 1 saatte suyu ısıtır öyle duş alırsın.

14.Çamaşır makinasının giderinin de bağlı olduğu mutfağın gideri pislikten midir suyun donduğundan mıdır bilinmez tıkanır.

15.Çalışan çamaşır makinası atık suyu geri teper.Lavabo su dolar daha kötüsü mutfağı su basar.

16.Mutfaktaki suyu binbir zorlukla atarsın(1,5 litrelik pet şişeyi kesip onla boşalttım.).Aslında bu bile büyük mutluluk verir bu bahane ile mutfak temizlenmiştir.

17.Ama bu giderin tıkalı olduğu gerçeğini değiştirmez.Lavaboya tuz döküp üstüne kaynar su dökersin gider açılmaz,tuz ruhu dökersin açılmaz.Eski tip ısıtıcıyı giderin dibine koyup tam 5 saat gideri ısıtırsın gider açılmaz ama ne hikmetse 2 gün sonra bir şey olur gider açılır gibi olur.(Şu an lavaboya su döktüğümde yavaşta olsa gidiyor)

18.Tam aksilikler bitti derken okuldan eve dönerken abinin biri " Hocam sizin eve giden elektrik teli kopmuş." der.İçinden inşallah bizim evinki değildir diye dua edersin .Ama eve girdiğinde elektrik olmadığını anlayınca basarsın kalayı.

19. 15 mt antikrom kablo,pense,kontrol kalemi,ayakça(direğe çıkmak için kullanılan alet ) alırsın.Bu arada direkten eve kabloyu çekecek birini de zar zor bulursun eve getirirsin.O onarana kadar inşallah bir aksilik çıkmaz diye dua edersin.

20.Elektrik geldiğinde aşırı mutlu olursun.Bu arada eve yeni kablo çekildiği ve kablonun anti krom olduğu için ilk aldığın ufo vari ayaklı ısıtıcının artık çalışacağını hayal ederek mutlu olursun eve gelip çalıştırdığında ve üçlü prizin patlamadığını görünce sevinç çığlıkları atarsın.

21.Bakalım ne zaman bir aksilik çıkacak diye içinde hep bir şüphe taşırsın.

Evet bunlar sadece sorunlardan bir kaçı.Kimine göre küçük ama kimine göre büyük sorunlar.Tüm bunları dert ederek mutsuz olup köyde olduğuna lanet edeceğine,köydeki insanların doğallığı,yardımseverliği,en önemlisi de birşeyleri kendi başına sırtlayıp hallettiğin ve başardığın için mutlu olursun.

Hayatta mutluluk kadar mutluksuz da mevcut.Önemli olan hangi açıdan nereye baktığın ...

3 Ocak 2012 Salı

Ağustos Böceği İle Karınca




Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde,pireler berber iken develer tellal iken neyse lafı fazla uzatmayalım yıkık dökük bir teneke mahallesinde hayvanlar yaşarmış.Bu mahallede yaşayan insanlar ne kadar aç,sefil,yoksul ise mahallenin hayvanları da o kadar yoksulmuş.Kedisi,köpeği,tırtılı,kuşu,uğurböceği,yılanı,kaplumbağası,karıncası,ağustos böceği kısacası herkes sabah erkenden kalkıp başka mahallelere gidip,yiyecek arar,bulduğu yiyecekleri ise kendi mahallesindeki akrebe getirir,akrep de onlara karınlarını doyuracak kadar yiyecek verir,gerisini de zengin mahallelerindeki hayvanlara satarmış.Akrep o kadar sinsi o kadar kurnaz bir hayvanmış ki kimse ona ses çıkaramazmış. “ Ben olmazsam sizi koruyacak kimse olmaz.Tüm hayvanlar benim zehrimden korkuyor da yanınıza yanaşamıyor yoksa şimdiye çoktan midelerine inmiştiniz.Hem size iş de veriyorum,ne güzel çalışıyorsunuz.Hem boşa mı çalışıyorsunuz karşılığında yiyeceğinizi de veriyorum” diyerek tüm hayvanları kandırırmış.Gerçi ağustos böceği akrebe hep karşı gelirmiş ya kimse onun yanında olmadığı için tek başına bir şey de yapamazmış.

Akrebin oturduğu yerden para kazanması ağustos böceğinin çok gücüne gidermiş.Ama ağustos böceği arkadaşlarından hiç şikayet duymadığı için ses de çıkaramazmış.Yine yorucu bir günün akşamında mahalledeki tüm hayvanlar topladıkları yiyecekleri akrebe getirmişler.Akrebin yanından ayrılırken ağustos böceği karıncaya yanaşmış. “Karınca kardeş seninle konuşmak istediklerim var,biliyorum çok yorgunsun ama bana biraz zamanını ayırırsan çok memnun olurum” demiş.Karınca da “ tabi konuşabiliriz nasıl istersen”demiş.Ağustos böceği ile karıncanın fısıldaşmasını duyan akrep hemen korumaları olarak çalıştırdığı salyangozu karınca ile ağustosböceğini dinlemesi için görevlendirmiş.

Karınca ile ağustos böceği akrebin bu teneke mahallesindeki sarayından çıkarken ağustos böceği daha fazla dayanamamış. “Karınca kardeş,akrep bizi kendisi olmasa bizi koruyan biri olmaz diyerek korkutuyor.O olmazsa yaşayamayacağımızı söylüyor.Oysa biz onun için her gün sabah erkenden kalkıp bütün şehri gezip yiyecek topluyoruz ve hepsini akrebe getiriyoruz.O da bize sadece karnımızı doyuracak kadarını veriyor ve kalanını ise satıyor.Biz sadece karnımızı doyurabiliyoruz,peki o ne yapıyor görmüyor musun ,saraylarda yaşıyor ve bizim üstümüzden para kazanıyor.Asıl biz olmazsak o yaşayamaz.Gel bu işe artık son verelim.Bu mahalledeki en çalışkan hayvanlar bizleriz,en cesurları da bizleriz.Biz ses çıkarmazsak,dur demezsek kimse demez” demiş.Karınca ,ağustos böceğinin söylediklerini biraz düşünerek haklı bulmuş yanlız çok yorgun olduğunu belirterek yarın sabah tekrar konuşmak istediklerini söylemiş.Ağustos böceği karıncaya teşekkür ederek evine gitmek için ayrılmış.

Alıcıları sayesinde bu konuşmaları yüzlerce metre geriden duyan salyangoz bu haberi vermek için akrebin sarayına varmak üzereymiş bile.Hiç duraksamadan sürüne sürüne akrebin sarayına gitmiş ve olanları anlatmış kralına.Akrep salyangozu iyice dinledikten sonra yarın bir şeyler yapmanın çok geç olacağı kanısına varmış.Çünkü karınca ile ağustos böceği bu mahallede örnek alınan,sözü geçen hayvanlarmış.Akrep hemen salyangoza yarasanın hazır olması için emretmiş.Yarasa hemen gelivermiş krallarının huzuruna.Akrep yarasanın üzerine binip karıncanın yuvasına biran önce gitmesini emretmiş.Karınca uykusuna dalmadan gitmiş de.Hemen indirivermiş kralını yarasa tam da karıncanın yuvasının yanına.Akrep eliyle karıncanın yuvasına hafifçe dokunuvermiş.Karınca birden korkmuş bu büyük sarsıntıya.Tam da yatmak üzere olsa da korkup dışarı çıkmış.Dışarı çıktığında bir de ne görsün karşısında akrep .Akrep yüzündeki alaycı gülümsemeyle “ Hafifçe dokunmama rağmen o kadar korktun ki kendini hemen dışarı atıverdin.Halbuki istesem yuvanı başına yıkarım.Seni zehirlemekten söz etmiyorum bile.Sen olmasan burada yüzlerce hayvan var yani yüzlerce çalışanım.Kısacası sen olmazsan da ben yaşarım.Oysa biraz önce siz olmazsanız benim yaşayamayacağımı konuşuyordunuz ağustos böceğiyle.Artık böyle düşünmüyorsun değil mi karınca ? ” demiş karıncaya.Karınca bu tehditlere dayanamayıp başını öne eğerek sessiz kalmış.Akrep yetinmemiş,yüzündeki alaycı gülümsemeyi bırakıp ciddi bir ses tonuyla “Şimdi ağustos böceğinin yanına da gideceğim ama o senin kadar şanslı olamayacak tabi söylediklerimi kabul etmezsen sen de onun gibi şanssız olacaksın.Onu uyutacağım ,yarında diğer günlerde çalışmaya gitmeyecek,sonra çalışmadığı için aç kalacak ve senden yiyecek isteyecek sen de vermeyeceksin ve cezasını çekecek oldu mu “ diye eklemiş.Karınca istemese de “oldu” demekle yetinmiş.Akrep istediğini elde etmenin mutluluğuyla karıncanın yuvasından ayrılmış ve dediğini yapmış da.Sabah olup tüm hayvanlar çalışmaya gitmek için toplandığında aralarında ağustos böceği yokmuş.Ertesi sabah da yokmuş,ertesi sabah da ….

Aradan günler geçtikten sonra hayvanlar iyice merak etmiş ve kralın kapısını çalmışlar.Ağustos böceğini hiç görmediklerini ve merak ettiklerini söylemişler.Akrep sakin bir ses tonuyla “Ağustos böceği birkaç gün önce artık çalışmak istemediğini,kendi başının çaresine bakabileceğini,bana ihtiyacı olmadığını,ben olmadan da yaşayabileceğini söyledi.Ben madem bu kadar kararlısın ve iddialısın bakalım görelim dedim ve izin verdim ona.Ama madem hiç ortalıkta görünmüyor şimdi ben de merak ettim doğrusu ”demiş.Ve ağustos böceğini kontrol etmesi için salyangoz ve yarasayı görevlendirmiş.Hemen yola çıkan salyangoz ve yarasa sanki hiçbir şeyden haberleri yokmuşcasına acelece gitmişler.Herkes onları ağustos böceğinin yuvasına gitti diye sanarken onlar karıncanın yuvasına gitmişler.Karıncayı yuvasında bulup krallarının kendisine dedikleri senaryoyu oynamasını istemişler.Her şey krallarının anlattıkları gibi gerçekleşmiş olacakmış.Bir çatlak ses gelirse bu karıncanın hayatına mal olacakmış.

Çok geçmeden salyangoz ile yarasa geri dönmüşler krallarının sarayına.Ağlamaklı bir ses tonuyla “Kralım haberler kötü,ağustos böceği günlerce çalışmamış,yan gelip yatmış,çalışmadığı gibi gece gündüz saz çalmış eğlenmiş.Tabi yiyecek yemeği de olmayınca sürekli karıncadan istemiş.Karınca da ben çalışıyorum sen niye çaşlışmıyorsun.Bak ben çalışıyorum ve yiyeceiğmi çıkarıyorum sen çalışırsan pekala sen de yiyecek yemeğini çıkarırsın deyip yiyecek vermemiş.Karınca bunları söyledikten sonra hemen ağustos böceğinin evine gittik .Birde ne görelim.Ağustos böceği gerçekten de sonsuz uykuya dalmış.”demişler.Bütün hayvanlar hayretler içinde kalmış,kimisi şaşırmış ama çoğu da korkmuş.Bütün hayvanların dilindeymiş ağustos böceğinin yaptığı.Önce mahallede duymayan kalmamış ağustos böceğini sonra da diğer mahallelerde.Kısa süre içinde dilden dile,kulaktan kulağa,ağızdan ağza yayılmış ağustos böceğinin hazin hikayesi.Zamanın birinde bir ağustos böceği vardı hiç çalışmaz yan gelir yatardı diye anlatılır olmuş artık her yerde.

Nerede kalmıştık ?

Bir varmış bir yokmuş,zamanın birinde bir karınca ile bir ağustos böceği varmış …

27 Aralık 2011 Salı

Ordan Burdan 2





Marketten birşeyler aldığımda hesap cebimdeki bozuklarla tam olarak denkleşince öyle bir mutlu oluyorum ki.Para bozdurmamanın verdiği mutluluk da apayrı.

Milli piyango bileti satan iki biletçi yanyana duruyordu.İkisi de aynı şahsın biletleri.Birinde upuzun kuyruk var birinde ise hiç kuyruk yok.Kimse de sıra olmayan yere gitmeye yanaşmıyor.Bileti satan dayıya "Dayı burada bilet satılmıyor mu yoksa ,burada niye sıra yok ? " dedim."Kimse gelmezse sıra olmaz tabi ,gel ki sıra olsun ." dedi.Neyse her sene olduğu gibi çeyrek bilet aldım 1/10.000.000 olasılığa güvenerek.Parayı ödeyip arkamı döndüğümde geride on beş - yirmi kişi vardı.Dayının haklılığı bir yana neden hep topluluk psikolojisiyle hareket ediyoruz? Neden hep bir sürünün arkasındayız,neden diğer yolu hiç denemeyiz ?

Kibritçi kızın hikayesini okuyunca çoğumuz duygulanırız.Oysa hikayeyi sıcacık evlerimizde okumuşuzdur.


Otobüs yolculuklarında hep kitap okumaya niyetlenirim.Kitabı elime alırım da o sayfa bir türlü açılmaz.Çünkü insan uyanıkken kendiyle yüzleşmeye cesaret edemez.Oysa gece yolculukları bir başkadır.Uzaktan parıldayan ışıklar,yol kenarındaki evler.Çoğunun ışıkları kapalıdır da kimilerinin ki de açıktır.Cılızca yanar ışık.Ne hayatlar vardır bilmediğimiz kimi hasta bekliyordur kimi yeni gelmiştir işten bilinmez.

Bilmediğimiz bir yerde adres sorduklarında "Valla ben de bilmiyorum.Ben de buraların yabancısıyım." diyoruz.Adres sorana yardım edemediğimiz için üzülüyoruz biraz ama bazen cidden yabancısıyız bu dünyanın.

Hep diyoruz ki cep telefonu/bilgisayar/elektronik posta kısacası mektubu öldürdü diye.Oysa mektubu öldüren teknoloji değil bizleriz.Halen kırtasiyelerde kalem,kağıt satılıyor.Postahaneler ve postacılar yok olmuş değil.Biz zahmet edip yazalım ve postahaneye götürelim yeter.Onlar orada bekliyorlar ...

Bebeklerin yüzü hiç yalan söylemedikleri için mi bembeyaz ve tertemizdir yoksa bu dünyada henüz  pisliğe hiç şahit olmadıkları için mi ?

Gözyaşımız bile ayrı durmaya dayanamaz da çenemizde birleşir bir süre sonra.

Bildiğimiz çarpma işleminin yutan elemanıdır sıfır.Ya Harezmi olmasaydı ne yapardık ?

Saatlerimizi bilgisayar başında sosyal paylaşım sitelerinde geçiriyoruz da gittikçe asosyalleşiyoruz  gibi geliyor. Bu ne yaman bir çelişki ?

Bu satırları sonlandırırken Rise and Fall çalıyordu.Dinlenesi de var hani.

23 Aralık 2011 Cuma

Pi'ye Övgü




Üç bir yanın dört duvar arasına sığmaz.

Virgülden sonra sonsuz basamakların.

Hep çemberin çapına oranını vermek zorunda mısın ?

Peki seni üç aldıklarında hiç gücendiğin oldu mu ?

Söyle Pi kardeş nereden gelip nereye gidersin ?

Ya da söyleme sen bilirsin ...


13 Aralık 2011 Salı

Küçük Adam Büyük Hayaller





Sanki soğuktan kaçarmışcasına hava kararmadan bir gemi daha terk ediyordu Kirilov'u süzülerek.Bu küçük kasabadaki sessizliği onar ruble kazanmanın verdiği mutlulukla evlerine gitmek için birbirleriyle yarışan liman işçileri bozuyordu günün yorgunluğuna aldırmayarak.Ceplerinden çıkardıkları votkadan yudumlayarak ısınmaya çalışsalar da yırtık ve yamalı ceketinin ısıtamadığı küçük İvan diğerleri kadar şanslı değildi aslında.Soğuktan kızaran minik burnu ve buz tutan yanakları o kadar hissizleşmiş olacak ki on ruble kazanmanın mutluluğu okunmuyordu suratında.Küçük ve güçsüz omuzlarına binen ağır yük pek de etkilememişti İvan'ı.Koşar adımlarla terk ediyordu sanki limanı,karanlıktan da korkmuyordu oysa.Belki de konserve kutusundan bozma,kapağı bile olmayan kumbarasına kazandığı parayı atmak için acele ediyordu kimbilir ya da kendisi ve annesine birkaç gün yetecek kadar patetes ve birkaç dilim alabilmek için karanlık basmadan.Küçük adam büyük adımlarla evin yolunu yarılarken nefes aldıkça ciğerleri yakan puslu soğuk hava gittikçe hissizleştiriyordu nasır tutmuş parmaklarını da.Beş rubleyle ancak kendilerine iki gün yetecek yiyecek ve iki dilim ekmek alabilmişti İvan.Eve ulaştığında annesi sadece bir kova dolusu odanla tutuşturulmuş cılız ateşin başına aldı İvan’ı.Cılız ateşin karşısında ısınmaya çalışan küçük adam sıcağa da direniyordu aslında hissizlikten kaynaklanan yüzündeki belirsiz ifadeyi devam ettirerek.Çok geçmeden annesiyle birlikte,ayakta durmaya çalışan küçük tahta masanın üstündeki yiyeceklerle doyurmaya çalıştılar karınlarını.Hızlı yendiği için değil de yiyecek fazla bir şeyin olmadığı için kısa süren yemek faslının bitip yatma vaktinin geldiğini sönmeye yüz tutan zaten çok fazla ısıtmayan güçsüz ateş  haber veriyordu.Kendisi kadar “şanslı” olmayan insanlar için para biriktirdiği kumbaraya alışverişten arta kalan beş rubleyi attı İvan yatmadan önce.Ne sönmeye yüz tutan ateş ne de ceketinden biraz da ha kalın yorgan ısıtabilirdi soğuk yatağında İvan’ı her şeyin para etmediğini,herkesin eşit şartlara sahip olduğunu ve kendisinden daha “şanssız”lar için yapmak istediklerini umut etmenin ısıttığı kadar.Uykuya dalmadan önce yüzündeki hissiz ifadeyi hafif bir tebessüm bozdu İvan’ın.Belki yarın yine bir gemi gelirdi Kirilov’a ve hayallerine on ruble daha yaklaşırdı İvan.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Gecikmiş Bir Özür !

 
    Aslında bu satırları uzun zamandır yazmayı düşünüyorum,yazmalıydım da ... Epeydir bloga yazamıyorum.Fırsat buldukça giriyorum ama yazı yazacak kadar geniş bir zaman bulduğum söylenemez.Gerçi her ne kadar kimse bundan şikayet etmese de :) belki hiç ummadığım zamanlarda hiç bilmediğim insanlar yazıları okuyor.Okumasa da inanıyorum okuyacak elbet.

    Her fırsatta giriyorsun da neden yazı yazmıyorsun dediğinizi -hiç kimse demiyorsa da buna da inanıyorum birileri elbet diyecek- duyar gibiyim.En başından beri yazılarımın niceliğine değil hep niteliğine önem verdim.Hayat  insanı bir yerlere sürüklüyor derler ya pek kulak asmazdım bu söze.Lakin öyle.Hem sürüklüyor hem de bu sırada sen birilerini ya da bir şeyleri ya ihmal ediyorsun ya da ihmal etmek zorunda kalıyorsun.

  Bugün okuduğum bir kitapta yazar aynen şöyle diyor : " Eğer yazı yazarken çayınızı sıcak içebiliyorsanız o yazdıklarınızı yırtıp atın." Ben buraya yazı yazarken çayımı hiç sıcak içemedim.Hatta kimi zaman yanımda bardak olduğunu unutup devirdiğim zamanlar oldu.Ne kadar anlatabildim bilemiyorum ama buraya yazı yazmak benim için bu kadar önemli.

  Bu diyarı uzun zamandır ihmal ettiğim için özür dilerim.Sağlıcakla ...

1 Kasım 2011 Salı

Ordan Burdan ...







Kaşarlı poğoçanın içinden kaşar, patatesli poğoçanın içinden patates çıkınca nasıl da seviniyor insan.



Peynirli,kaşarlı,patatesli poğoçanın içindeki malzemeler hep karışmış biçimde dururken neden zeytinli poğoçanın içindeki zeytinler halka halka dilimlenip atılır ki ? Zeytini neden püre yapıp koymazlar ki ?



Kafayı poğoçayla bozduğumu düşünebilirsiniz ama öğrencilik hayatında her öğün poğoça yiyince insanda iz bırakıyor.



Yolculukta karşıdan gelen arabanın rengini tahmin etmeyeli çok zaman oldu.Çocuktum o zamanlar herşey çok daha güzeldi ya da çocuk aklımla hep bana öyle gelirdi.



Mantıken birbirine çok benziyor ama bowling hiçbir zaman dalyenin tadını vermiyor,vermeyecek de ...



Ne zaman bir kırtasiyeye girsem gözüm ilkokul sıralarında kullandığımız fasulyeleri arıyor.Halen şehrin birinde küçük ve defter kokan kırtasiyede o bildiğimiz haliyle plastik kutusunda satılıyor mudur acaba ?




Yüzümüze gülen insanlar arkamızdan neler çeviriyor.Büyüdük halen zıldırzımba oynuyoruz ...






Kokulu silgimin kokusunu hep koklaya koklaya bitirdiğimi sanırdım küçükken.Saflık işte.Keşke hep bu saflıkta kalsaydık belki dünya daha az kirlenmiş ve daha çok yaşanabilir olurdu.



Cep telefonu icat edilmeden önce verdiğimiz sözleri daha çok tutuyorduk sanki ...



Hepimiz flütü burnumuzla çalmayı denemişizdir.Kendimizi kandırmayalım :)



Herhangi bir cihaz alırken çalışıyor mu yoksa bozuk mu diye kontrol ederiz de hesap makinesi alırken neden doğru hesaplıyor mu diye kontrol etmeyiz ? Hesap makinesine mi çok güveniyoruz yoksa ? Ayrıca şimdi farkettim de hesap makinesi alırken demişim.Bir insan hayatında kaç kere hesap makinesi alır ki  sanki ?  :)



Ben bu satırları sonlandırırken No Promises çalıyordu.Manidar bir cümleyle veda edeyim.Kimin garantisi var ki şu fani dünyada ?  Tekrar görüşmenin garantisini ver(e)meyerek esenlikler diliyorum...

6 Ekim 2011 Perşembe

Novus Ordo Seclorum / Illuminati



1776 yılında Almanya’da Adam Weishaupt tarafından cehaleti önlemek,kilisenin dinsel baskısını kırmak amacıyla kurulmuş bir tarikattır Illuminati.Illuminati Latince’de  “Aydınlanmış olanlar ” demektir.Görünüşte tarikatın amacı göze hoş gelse de – sonradan amacından saptırılmış mıdır bilinmez – tarikat; dünya ekonomisinde ve kamuoyunda söz sahibi kişileri de aralarına katarak daha da güçlenmiş ve günümüze kadar gelmiştir.Tarikat kurulduğundan bugüne kadar Avrupa’nın politik egemenliğini elinde tutmaya çalışan tek güç olmakla suçlanmıştır.



Peki nedir bu Novus Ordo Seclorum ?

Novus Ordo Seclorum ; 1 ABD dolarının arka yüzündeki piramitin altında yazan cümledir.Latince’de “Yeni dünya düzeni” anlamına gelmektedir.Aslında Illuminati tarikatının gerçekleştirmek istediği bir düzendir.Onların “Yeni dünya düzeni” : Avrupa ve Orta doğunun tek bir egemen güç tarafından yönetilmesi,tüm dünyaya tek bir politik gücün egemen olması,kısacası tüm dünyayı kontrol eden tek bir ekonomik ve siyasi bir güç, tek bir dünya ekonomisi,tek bir dindir (bu arada dinler arası diyalog ve din kardeşliği aslında bize pek de yabancı değil …)
Tarikat , güçlü üyelerinin yardımıyla kaos ortamı yaratarak amacına yani  yeni dünya düzenini kurmayı amaçlıyor.Yaratılan bu kaosun içerisinde sürekli olarak karşıt düşünceleri çarpıştırarak yeni bir sentez – ki bu sentez de kendi düzenleri – oluşturmak amaçlanıyor.Tabi bunlar yapılırken de ülke halkını gündemi takip etmemesi ve olanların farkında olmaması için boş işlerle oyalaması gerekiyor.Kimilerine göre bu “kurmaca” aslında bir o kadar da mantıklı.100 bine yakın sivilin katledilmesine mal olan demokrasi Irak’a getirilirken bizler Dominik Cumhuriyetindeki adada Türklerin Yunanlara karşı verdiği mücadeleyi,hayatta kalma savaşlarını,Nihat Doğan’ın mücadelesini,kutudan büyük mü yoksa küçük mü çıkacağını,Türkiye’nin yeteneklerini konuştuk.Saatlerimizi ekran başında bunlara harcadık…Amacı ilkokul arkadaşlarımızı bulmak olan sosyal paylaşım sitesini en çok kullanan ülke olarak çeşitli sebeplerle 1 milyon kişi bulmak için uğraştık.Bu süreçte tün bunlar olurken Irak’a demokrasi getiriliyordu, yaklaşık 100 bin sivilin canına mal olarak.

Arap baharında her şey Tunus’ta bir öğretmenin kendisini yakmasıyla başladı.Irak’a “demokrasi” getirildi çoktan.Büyük Ortadoğu Projesi’nden söz eden liderler şimdilerde bir bir Arap yarımadasını ziyaret ediyor.Üstüne üstlük Arap yarımadasına da “demokrasi” getirileceğini dile getiriyorlar.Bırakın 100 bin sivili 1 sivilin dahi canına kıyılacaksa bırakın oraya bari demokrasi getirmeyin , böylece kalsın …


BOP,Irak,Suriye,Filistin,Tunus,Libya,Yemen,Mısır,Ürdün,Cezayir,kısacası tüm Arap yarım adası ve Türkiye ; tüm dünya için çok önemli ve kritik tabi Illuminati tarikatı için de öyle.
Diğer kritik olan şey ise 2023 yılı. Cumhuriyetimizin 100. Yaşını kutlayacağımız bu yılda, 1923 yılında imzalanan ve 100 yıl geçerliliği olan bu önemli antlaşma sona eriyor.
Yukarıdaki tüm parçalar birleştirildiğinde “yeni dünya düzeni” için 2023 yılı oldukça kritik.
Hal böyleyken başta bahsettiğim gibi umarım bu tarikat sadece  Avrupa’nın politik egemenliğini elinde tutmaya çalışan tek güç olmakla suçlanmıştır.